İstanbul’u Avrupa’da salt tını ile anlatmak – Cem Mansur ve Mehmet Erhan Tanman ile söyleşi

Ulusal Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası Bonn’da konser verdi. Ren nehri üzerindeki Bonn’da ses ve tını ile İstanbul’un da anlatıldığı konser çerçevesinde görüştüğümüz şef Cem Mansur ve besteci Mehmet Erhan Tanman ile müzik sanatı ve altyapısını konuştuk.

 

 

 

 

 

 

Ulusal Türkiye Gençlik Filarmoni Orkesra şefi Cem Mansur yönetiminde Türiye’nin çeşitli yörelerinden müzik aletlerinin en ustaları olan 98 (16 ile 22 yaş arası) genç müzisyen Almanya’nın eski başkenti Bonn’da konser verdi. Cem Mansur Amerika’dan İsrail’e, İngiltere’den Finlandiya’ya dek dünyanın klasik batı müziğinin en önemli icra yerlerinde orkesta yönetmiş İstanbul’lu bir Bernstein talebesi ve ünlü orkestra şefi. Klasik batı müziğinin en tanınan bestecilerinden Beethoven adına her yıl Bonn’da düzenlenen Beethovenfest etkinliği çerçevesinde “Bethoven ile buluşma – Begegnung mit Beethoven” adlı konser dinleyenleri büyüledi ve müzik eleştirmenlerince olumlu yorumlar yapıldı. Konseri önemli kılan, Beethoven, Bartok, Strauss ve Ravel’in yorumlanan eserlerinin yanında, 23 yaşında Türkiye’den genç besteci Mehmet Erhan Tanman’ın 10 dakikalık İstanbul’u salt ses ve tını ile anlatan “The Traffic” adlı yeni eserin ilk defa yorumlanması oldu. Mehmet Erhan Tanman bu eserin kendisine Almanya’nın Sesi Radyo ve Televizyonu’nca Beethoven festivali müzik etkinliği için konu sınırlaması getirilmeden özel sipariş edildiğini ve “kendi tercihimle yaşadığım Istanbul’u müzik ve nota diliyle anlatmama vesile olduğu için çok memnun oldum” diyor. “İstanbul’u turistik anlatmaktan çok, benim bizzat yaşadığım, ismindende anlaşıldığı gibi, her gün yaşadığım Istanbul’u keşmekeş trafiğinden tutunda her şeyi ile anlatmaya çalıştım. Müziğin ilerleyişi de kesit kesit.“ Mansur’da bu müzik eserinin önemine vurgu yapıyor ve “hayatta olan besteciler ile çalışmanın yorumlarken kolaylığına” dikkat çekiyor ve “bazen insan çalışırken, mesela şurada Brahms ne demek istemişti diye sorası geliyor. Bunu yaşayan bestecilerin eserlerinde onlara bizzat sorarak gidermeye çalışabiliyoruz. Ayrıca Erhan’ın yazdığı müzik müzik benim çağdaş müzik tercihlerime çok uyuyor” diyor.
Cem Mansur, “çeşitli kentlerde dinleyicilerin beklentilerinin farlı” olabileceğini ama “salonda kaç kişi olursa olsun, dinleyici kitlesi nasıl olusa olsun biz işimizi en iyi bir şekilde yapmaya çalışırız” diyor. Bir sorumuza Mansur, bazen klasik müziğin Türkiye’de “eliter” olarak eleştirildiğini, yada yakın tarihimizde olduğu gibi bazı müzik türlerinin ya yok sayıldığını yada “yasaklandığını” ama bunun, hele dinleyen kitlesi ve sevenleri oldukca aslında ters tepki aldığını belirtiyor. Besteci Emre Tanman ise “yasaklılığın çoğu kez cazibeyi de artırdığını” belirtiyor. Önemli olanın çok sesliliğin ötekileştirilmeden yaşamasının önemine dikkat çekiyor iki müzik ustası.
Cem Mansura “Türk müziğinin senfonik orkestraya ihtiyacı olmadığını düşünüyorum” diye görüşünün olduğunu ve bunu biraz açmasını rica edeyoruz. Bize: “Her müzik türünün kendi dünyası var bence. Kendi kendine yeterliliği var. Türkülere senfonik düzenlemeler yapalım falan; bunlara inanmıyorum. Bu Türk müziğini bir nevi aşağılamaktır. Yani bu ‘geri’ müziği senfonik müziğe uyarlayalım demek bence. Birine uymayacak bir kıyafeti giydirmeye benzer bu. Büyük ölçüde komik oluyor. Eğer Türk besteci Türk müziğini diğer evrensel müzik bestecileriyle aynı hizada olabilmesini istiyorsa, bestecilerin Türk müziğini daha rafine etmesi ve derinine inmesi lazım. Diğer yandan kolaylaştırmaya da karşıyım. İnsanların algısını aşağılamamakla ilgili bu düşüncelerim” diyor. Bu vesile ile UNESCO’nun Itri yılı hakkında görüşünü soruyoruz. “Evet bir uğraş var. Ama Itri ile Bach’ı aynı konsere koydum, şimdi Itri değerlendi, yüceldi iddiası olmamalı. Biri diğerinin yanında olursa ancak değerlenir dememek lazım” diyor ve Tanman da şöyle ekliyor: “Aslında klasik müziğe ilgi var mı yok mu sorusu yanında ekonomik konumun da büyük etkisinin olduğunu bilmek gerek. Abdülmecid dönemindeki klasik batı müziğine özel ilgiyi buna örnek verebiliriz. Yani sadece özel kesim değil kamu kesimi de gerekli olan desteği yapmalı, özellikle yetenekli müzisyenlere burslar konusunda.”
Cem Mansur’a orkestra şefliği ile topluma yön veren lider olgularının biribirine benzediğini ve şef olarak kendisinin neler hissettiğini sorunca: “Çok güzel bir bağlantı. Siz orada çok değişik seslerden oluşan bir dünyayı yönetiyor ve yönlendiriyorsunuz. Becerileri motive ediyor ve vizyonunuz doğrultusunda en iyisini yapmaya çalışıyorsunuz. Yani bir nevi toplumda insanları idare etmek gibi. Bunu yani otoriter sorumlu kişi olarak despotik de yapabilir, demokratik de yapabilirsiniz. Çok sesli ve farlılığa tek tek değer verilmesine önem verilmesine inanıyorum. Benim yönetim tarzım, fikir almanın zaaf olmadığı, katılımın en yüksek olduğu bir şekil.”
Kadri Akkaya / Fotoğraflar: Isabelle M. Beck

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s